Bayram Sabahı Kaybolan Küçük Merve’nin Hikâyesi

Yazar: Merve

Bazı bayramlar sadece şekerler ve ziyaretlerle hatırlanmaz. Bazıları ise aile içinde yıllarca anlatılan küçük ama unutulmaz hikâyelere dönüşür. Benim de her bayram mutlaka hatırlanan böyle bir anım var. Dört ya da beş yaşındayken bayramlaşmaya diye çıktığım bir günde, farkında olmadan saatlerce kaybolmuştum. O gün benim için bir macera gibi görünse de evde bambaşka bir telaş yaşanıyormuş. 

Sene olsa olsa 2006–2007 civarıydı. Okuma yazma bilmiyordum; kim beni hangi yöne çekerse o yöne gidebilecek yaştaydım.

Bayram sabahının o güzel heyecanıyla kırmızı eteğimi ve beyaz bluzumu giymiştim. Kıyafetlerimi geceden hazırlayıp yanı başıma koyardım. Kahvaltımızı erkenden yaptıktan sonra saat 10.00 gibi bayramlaşmaya çıkmak istedik.

O yıllarda bizim kiracımız da vardı. Canan benden yaşça büyüktü ama akıl olarak neredeyse aynı yaştaydık diyebilirim. Hatta bazen onu ben yönlendirirdim.

Annem ikimize de çok güvenmediği için izin vermek istemedi ama ben yine bir şekilde ikna etmeyi başardım ve bayramlaşmaya çıktık.

Canan ile mahalleyi gezip şekerlerimizi topladıktan sonra Cananların daha uzakta oturan tanıdıklarına gitmeye karar verdik. Ben o tarafları hiç bilmiyordum. Evden uzaklaştıkça içimde garip bir huzursuzluk oluşmaya başlamıştı.

Sadece Canan ile olsak muhtemelen böyle bir anı hiç yaşanmayacaktı. Ama o tanıdıkların olduğu yere gittiğimizde Buse de bize katıldı. Buse de benden oldukça  büyüktü ve bizi yönlendirip isteği yerlere götürmeye başladı.

 “Hadi biraz da bu taraflara gidelim” diye diye saatler geçti. Buse bizi “perili köşk” dedikleri bir evin önüne götürdü. Orada çeşitli hikâyeler anlatıyordu. Ben ise artık iyice huzursuzdum; eve dönmek istiyordum ama yolu bilmiyordum.

Bir ara Buse’ye saati sordum. “Saat daha 11.00.” dedi. Ama biz hâlâ o perili köşkün etrafında dolaşıyor, korkutucu hikâyeler dinliyorduk. İçim daha da ürpermişti.

Bir süre sonra tekrar saati sordum. Yine “Saat daha 11.00.” dedi. O an bana yalan söylediğini anlamıştım. Küçük olduğum için fark etmeyeceğimi düşündüğünü hissetmiştim.

O sırada ise evde kıyamet kopuyormuş.

Babaannem, annem, babam, abim, dayılarım, komşular, Canan’ın annesi ve babası… herkes büyük bir telaş içindeymiş. O zamanlar da, tıpkı bugünlerde olduğu gibi, kaçırılma olayları çok konuşuluyordu. Annemle babaannemin yaşadığı korkuyu düşünmek bile zor.

Dayılarım sokak sokak bizi aramaya başlamış. Gidebileceğimiz her yere gidip sormuşlar. Ama gittikleri her yerde aynı cevabı almışlar:

“Evet geldiler ama çoktan gittiler.”

Ben ise artık Buse’ye güvenmemeye başlamıştım. Oradan ayrılmamız gerektiğini söyledim ve annemlerin merak edeceğini söyleyerek o yerden ayrıldık. Sonunda tekrar mahalle taraflarına döndük.

Artık evden çıkalı üç dört saat olmuştu.

Babam anons yaptırmaya gitmek üzereyken sokakta dayımla karşılaştık. O an yaşadığım rahatlamayı tarif etmem gerçekten zor.

Dayım korktuğumu anlamıştı ama bunu bana belli etmemeye çalışıyordu. Sakin bir şekilde:

“Merve, neredeydiniz? Kayboldunuz zannettik. Sizi aramaya çıktık.” dedi.

Ben ise hâlâ aynı rahatlıkla:

“Ne kaybolması ya? Bayram değil mi? Herkesle bayramlaşmaya gittik.” dedim.

Dayımın annemi arayıp:

“Merveyi buldum. Sakın geldiğinde kızma, Merve çok korkmuş.” dediğini hatırlıyorum.

Daha sonra anneme ve babaanneme kavuştuğumda çok rahatlamıştım. O günden sonra aklım başına gelene kadar bayramlaşmaya hiç yalnız çıkmadım.

Bayram yaklaşmışken bu anımdan burada bahsetmek istedim. Hayatınızda sevdikleriniz hâlâ yanınızdayken kıymetlerini bilin. En güzel günler aslında bugünlerdir.

Herkese şimdiden iyi bayramlar diliyorum. :)