İnsanın Görünmez Mimarları


İnsan, çoğu zaman kendini tek başına bir varlık gibi düşünmek ister. Kararlarını kendi verdiğine, yolunu kendi çizdiğine inanır. Oysa biraz durup geriye baktığımızda, hayatımızın aslında görünmez bağlarla örüldüğünü fark ederiz. Bu bağların en güçlü olanı ise çevremizdeki insanlardır. Onlar yalnızca hayatımıza eşlik eden figürler değil; düşüncelerimizi şekillendiren, alışkanlıklarımızı inşa eden ve hatta hayallerimizin sınırlarını çizen sessiz mimarlardır.

​İnsan, sandığından çok daha geçirgen bir varlıktır. Sürekli etkileşim hâlindeyiz; farkında olmadan taklit ediyor, benimsiyor, içselleştiriyoruz. Bir süre sonra benim fikrim dediğimiz birçok şeyin, aslında birlikte vakit geçirdiğimiz insanların yankısı olduğunu görmek zor değil. Bu yüzden hayatımıza aldığımız insanlar sadece zamanımızı değil, zihnimizi ve ruhumuzu da doldurur.

​Belki de bu yüzden bazı ortamlarda kendimizi daha enerjik, daha üretken hissederiz. Bazı insanların yanında düşüncelerimiz genişler, cesaretimiz artar. Başkalarının yanındaysa içimize kapanır, şüpheye düşer, olduğumuzdan daha küçük hissederiz. Çünkü insan, içinde bulunduğu psikolojik iklimden bağımsız yaşayamaz. Tıpkı bir bitkinin toprağına ve güneşine bağlı olması gibi biz de çevremizin görünmez etkileriyle büyür ya da köreliriz.

​Bu noktada seçimlerimizin önemi ortaya çıkar. Kimi hayatımıza alıyoruz, kiminle vakit geçiriyoruz, kimin sözlerine kulak veriyoruz. Bunların hiçbiri tesadüf değil. Aslında her biri, geleceğimize atılmış küçük ama etkili adımlar. Çünkü alışkanlıklarımız çoğu zaman sadece bireysel bir disiplinin değil, sosyal bir yansımanın da ürünüdür. Disiplinli insanların yanında disiplin sıradanlaşır; meraklı insanların yanında öğrenmek doğal hâle gelir. Aynı şekilde, sürekli şikâyet eden bir çevrede umutlu kalmak, durağan bir çevrede gelişmek her geçen gün biraz daha zorlaşır.

​Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, “Gül gülü, diken dikeni çeker.” derken aslında insanın iç dünyasıyla kurduğu çevre arasındaki o görünmez bağı anlatıyordu. İnsan neyi taşıyorsa çoğu zaman onu çoğaltan insanlarla çevrelenir. Eğer hayatımızda sürekli dikenler varsa belki de biraz durup kendi iç bahçemize bakmamız gerekir. 

Çevremizi değiştirmenin ilk adımı, kendimizi değiştirmeye çalışmaktır. Bazen bizi bizden daha iyi gören, yapabileceklerimize inanan birine ihtiyaç duyarız. Doğru bir dost, doğru bir rehber… Hayatın yönünü değiştiren şey kimi zaman büyük kararlar değil, doğru insanlardır.

​Sonuçta şunu kabul etmek gerekiyor: Çevremizdeki insanlar bizim psikolojik ekosistemimizdir; kurak bir toprakta ne kadar çabalarsanız çabalayın, güçlü bir ağaç yetişmeyeceği gibi vizyonsuz veya yıpratıcı bir çevrede de kalıcı bir gelişim inşa etmek zordur. Bu yüzden çevremizi seçmek aslında kaderimizi seçmektir ve belki de hayatın en önemli sorusu "Ben kimlerle büyüyorum?" sorusudur. Çünkü biz sadece en çok vakit geçirdiğimiz insanların ortalaması değil; aynı zamanda onların hayata bakışının, korkularının, cesaretinin ve sınırlarının da bir yansımasıyız. Eğer ruhumuzu bir gül bahçesine çevirmek istiyorsak yanımızda gülleri büyüten insanlara yer açmalıyız. Çünkü nihayetinde hayat, kime evet dediğimiz ve kimi nazikçe dışarıda bıraktığımızın toplamıdır.