Büyümek: Seçmek mi, Kabullenmek mi?
Büyümek…
Emeklemek midir, yürümeye başlamak mı, yoksa koşmayı öğrenmek mi? Ya da cesur adımlarla hayata “merhaba” demek midir?
Tercihlerimiz bizi biz yapan en güçlü şeylerden biridir.
Aldığımız her karar, seçtiğimiz her yol; büyümeye atılmış bir adımdır.
Hayat yolculuğunda bize eşlik eden insanlar vardır. Bazıları kalıcı olur, bazıları ise sadece belli bir süre bizimle yürür ama bence herkes bir şey bırakır ardında…
Bazen keyifle hatırladığımız güzel anılar, bazen de içimizi acıtan deneyimler. Yine de günün sonunda biz kazanırız çünkü ya bir şey öğrenmiş oluruz ya da gerçekten mutlu olmuşuzdur.
Peki, asıl büyüten şey;
Bize iyi gelmeyen insanları hayatımızdan çıkarabilmek mi, yoksa çok sevdiklerimizin bizi hayatlarından çıkarmasını kabullenmek mi?
Biri güçlü bir kararı temsil eder. Cesaret ister. Geriye bazen bir boşluk, bazen de bir alışkanlık bırakır ama sonu nereye varırsa varsın, insan kendi kararının huzurunu taşır içinde.
Diğeri ise zor ama derin bir kabullenişi…Kabullenmek de bir karar değil midir? Acıyla başlayan, sancılı bir süreçtir. Günler, aylar hatta yıllar sürebilir. Dönüşüm getirir. İnsan kendini yeniler. Her iki durumda da ‘Ben şimdi ne yapacağım?’ cümlesini duyarız ama farklı bir seslenişle.
Belki de asıl önemli olan, ne yaşandığı ya da nasıl olduğu değil, sonunda insanın neye dönüştüğüdür. Her iki yolun sonunda da insan kendini seçmeye davet alır. İnsan kendinden gitmez. Kendini unutur ve hayat ona bir şekilde kendini her seferinde hatırlatır ve belki de asıl büyümek,
insanın kendiyle temas edebilmeyi seçmesidir.