Sevmek mi sevilmek mi


Sevgi; insanın gündelik hayatta etkisini en rahat hissettiği duygudur desem, karşı çıkacak kimse olmayacaktır. Sevdiği işi yapmak, sevildiği ortamda bulunmak, sevdiği insanla sohbet etmek anlık olarak duygusal mod değiştirici durumlar... Günü güllük gülistanlık yapabilir fakat aynı şekilde her şeyi altüst de edebilir. Bu durum da zaten sevgiyi; istenen ama kontrol altında tutulmak istenen duygu klasmanına sokar.

​Sevgi bu sebepten insanın içerisinde tezatlık oluşturuyor. Herkes sevilmek ister. Çevresindeki insanlardan ilgi görmek, insanların kendisine hoş duygular beslediğini bilmek; bunlar insanı havalara uçuran, özgüven yükleyen olaylar. Ama aynı durumda kimse sevgisini karşılıksız göstermek istemez. "Seveyim de insanları mutlu edeyim, sevgimi göstereyim de yaşadığımı iliklerimde hissedeyim" kısmı her zaman tereddüt ve stres doludur. Bunun sebebi, sevgiyi yalnızca tek taraflı ve dışarıdan aldıkça mutluluk getiren bir duygu olarak öğrenmemizden kaynaklı olabilir.

​Burada maalesef egomuzun kölesi oluyoruz. Çünkü sevilmek için karşı tarafa belirli duyguları hissettirmemiz gerekiyor. Yani aslında kendimizi insanların karakterlerine, yetişme çevresine ve hayata bakış açısına bırakıyoruz. Bu da belirli şartlarda, yalnızca çıkar odaklı ve faydaya dayalı bir ilişki içerisine sokuyor bizi. Fakat sevmek, her şeyiyle kendimize aittir. Öncelikle ne kadar ve nasıl sevdiğimizi birinci elden biliyoruz. Bu da direkt duygunun değerini ortaya çıkarıyor. Çünkü başkasının bana duyduğu duygulara inanmaktansa, kendi hissettiğim duygunun peşinden gitmeyi tercih ederim.

​Uzun lafın kısası; sevmek kendini ifade etmekse, sevilmek insanların hislerine inanmak kadardır. Sevmek için sıcak bir yürek ve cesur bir özgüven gerekiyorsa; sevilmek için insanlara fayda sağlamak ve kesinliğinden emin olamadığımız bir duyguya kendimizi inandırmak gerekir.